31 Ağustos 2014 Pazar

Sigara hakkında

Mesela paketten sigara alacağım zaman 4-5 tane kaldığını görüyorum ya nasıl içime bi öküz oturuyor anlatamam. Ne çabuk bitiyor, o kadar mı çok içiyorum ki diye düşünüyorum. Çoğu sefer de 20 tane var hepi topu biter tabi diye düşünüyorum. Sigarayı sırf sigara içmek için içmiyorum ya da bağımlısı olduğum nikotin için içmiyorum. Sigara benim en mutsuz, hüzünlü, kederli günlerde elimdeydi. İçim her acıdığında, gözlerim her dolduğunda beni sakinleştiren sigara oldu. Kendimi yalnız hissettiğimde hatta yapayalnız öleceğimi düşündüğümde yine beni bu düşüncelerden kurtaran sigara oluyor. Dumanını izlemek bile başlı başına yetiyor aklımın dağılmasına. Bazen dumanla konuşurum derdimi anlatırım dumanın derdimi içimden söküp berbaer uçtuğunu düşünürüm.

Kimi zaman sadece tutmasını bile seviyorum. Parmaklarımın arasında olduğunu bilmek dahi hoşuma gidiyor. Kötü, karanlık yanlarımı tatmin ediyor gibi. Dudaklarımdayken kendimi daha tutkulu hissediyorum. Nedendir bilmem ama sigaranın ayrı bi çekiciliği vardır benim için.

Sonra dostlarla içilen sigaralar vardır. Biralarımızı alırız ya da sevdiğimiz bi yere gideriz biralarımızı sipariş ederiz iki sigara yakarız ve geride kalır her şey. Sınavlardan önce üzerimizde ki stresi böyle atıyoruz biz. Kendimize sınavın her şeyin üstünde olmadığını çok daha önemli şeyler olduğunu hatırlarız. Ayrıca karşılıklı türk kahvesi içerken dedikoduya karışan sigaralarda dumanıyla mutluluğumu paylaşmayı da seviyorum. Zor zamanlarımda yanımda olan sigara elbette ki mutluluğuma ortak olmalı. 

En çokta sigara içişine aşık olduğum adamdan seviyorum belki de. Her ne kadar öyle olmadığını söylesemde, kendimi bu konuyu düşünmekten alıkoyamıyorum. Paketten aldığı sigarayı parmaklarının arasına sıkıştırıp dudaklarına götürmesini unutamadığımdandır belki de. Çakmağını masaya bırakırken parmaklarını izlerdim, dokunamamanın acısını hatırlıyorum belki de içten içe. Ondan en çok hüzünlü gelir bana sigara.


Ahmet Ümit der ki:

Evet ruhun yarası hiçbir zaman tam olarak 

kapanmıyor. Beden daha çabuk onarıyor kendini. 

Kalbin attığı sürece vücut iyileşebilir. Oysa ruhun bir 

kez darbe aldı mı, o yara dikiş tutmuyor. Sonuna 

kadar kendi kendine kanamayı sürdürüyor.

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Bi film

Le prénom



Filmler hakkında konuşmayı her zaman sevmişimdir artık bi blogum olduğuna göre burada da paylaşabilirim.

Imdb puanı 7.3 benim içi+7 olması önemlidir zaten.2012 yapımı 109 dk lık bi fransız filmi. Yönetmeni Alexandre de La Patellière, Ma kendilerini bilmiyorumda diğer filmlerine de bakıcam beğenirsem izlerim yazarım zati. Fransız sinemasını ayrı sevdiğimden imdb puanı da yeterli olduğundan indirdim izledim yazıyorum.

Fransız sineması bu sanki hep düşük bütçeli filmler gibi mekan kişi zaman hep kısıtlı gibi. Bu filmde de öyle.

Bütün olay bi evin oturma odasında geçiyor, iki ya da 3 kere mutfağa gitmişlikleri vardır ancak.

Bir çift, kadının yakın arkadası ve kardeşi artı kardeşinin kocası var sadece.Vincent adlı arkadaşın çocuğu olacaktır o gün buluşulmuştur ve çocuğn ismini Adolf koyacağını ilan eder. Aslında Adolf değil Adolph ama aynı okunuyor ki akla hemen hitler geliyor. E tabi doğal olarak ailemiz biraz köpürüyor ama gel gör ki Vincent bey nuh diyo peygamber demiyor.


Aslında bu bir şaka, ailemiz sürekli birbirine şaka yapmayı seviyor Vincent arkadasımız olayı abartıyor. Abartmasaydı iyiydi şaka olduğunu söyleyene kadar yanlış anlaşılmalar sinirlenmeler derken herkes ağzında bi şey kaçırıyor. Demek ki o kadar yakın değillermiş efenim. Ara sıra yapılan espiriler filme tadında komedi havası vermiş. Hani yaparız yakın dostlar içinde kelime oyunlarıyla filan o tatta. E filmde baştan sona evde geçiyor. Topla arkadaşları al biranı otur izle kıvamında. Fotoğrafta en baştaki beyefendi Charles Berling. şimdilerde 56 yaşında kendileri filmde 52 yani çokta bi fark yok. Filmde ki favorim olurlar çok tatlı bi şi.



Çok ayrıntıya girmek istemedim spoiler vermek istemem. Tam bi fransız tadında bi komedi olan bu filmi buyurun buradan izleyebilirsiniz. İyi seyirler.


Sadece yazmak yetiyor bazen

Bu şarkıyı ilk dinlediğimde kıştı ve ne dersleri ne ailemi ne de canımı yakan şeyleri umursamadığım bi zamana denk gelmişti. Sanki tüm olumsuzlukları içime gömmüştüm ama bu şarkı içimi deşip yavaş yavaş her şeyin filizlenmesine neden olmuştu. Şimdiler o etkiyi yapmıyor sadece o zaman yaşadığım o duyguyu hatırlatıyor. Moralim bozulduğunda açıyorum ve bu da geçer diyorum. 

Başkalarının acısına acımak hiç bana göre değil. Fakat dünyada, ülkemizde bunca şey yaşanırken kendi sorunlarımı çok fazla abarttığımı düşünüyorum. Yine de engel olamıyorum tabi depresif hallerime. Okul açılacak ve ben biriken bi ton dersimi bi şekilde vericem diyorum ki kararlıyım bu konuda. Sonuçta aşık olduğum bi bölümü okuyorum. Gay olmanın getirdiği yükler eskisi kadar da ağır değil. Aşık olmasam da bana değer veren biri var hayatımda bi şekilde boşluğu dolduruyor. 

Gel gör ki her insanın bi sınırı olduğuna inanıyorum ve yaşadıklarım beni sınıra çok yaklaştırdığını düşünüyorum. Belki de benim snırım gerçektende çok düşüktür. Gay olduğumu ilk söylediğim arkadaşımla bunu konuşurken daha etraflıca aslında iyi dayandığımı ve çoğu kişiden daha yüksek olduğunu söylüyor. Bana göre sınırı bi sayıyla ifade edersem 50 diyebilirim o 1000 der.

Günlük tutuyordum bayaa rahatlatıryordu beni. Uzunca bi süre ara verdikten sonra tekrar yazmak istedim ama pek yazamadım. Bilgisayarda not tutmak istedim ama internet daha güzel bi fikir olarak geldi. Dayanma sınırımı biraz daha genişletmek için kendimi biraz daha rahatlatmak için artık bloga yazarım. Sadece bu konuşarda da değil her konuda artık twitter da kullanmadığım için başka bi sosyal ağ kalmıyor. Facebook u artık saymıyorum geç onu.

Yazımı bu şarkı ile de bitiriyorum.

Sonunda blogger

Bütün gece isim, url, hakkında vs. kısımlarına ne yazacağımı planlayıp hepsini unuttuktan sonra aklıma ilk gelen isimleri kullanıp açtıktan sonra ilk yazımı yazayım dedim. Demesine de ne kadar ayrıntı varmış arkadaşım burada fontlar, yazı tipleri, fotoğraf, gif vs. artık tumblrdan gif toplamaya başlasam iyi olucak.

Ne zamandır blogger açmak istiyorumda ya üşendiğimden ya da başka zamana attığımdan bugüne kadar kaldı. Gece Kaan Arer in bloğunu buldum gazetede yazısını okuduktan araştırıp bulucam demiştim kendime de sonra unuttum. Tesadüfen gece gördüm ve bir kaç blog daha buldum çok sevdim onlarıda artık düzenli olarak takip etmek için bi bloga ihtiyacım olduğuna karar verdim.

Ve işte yazım. Artık burayı nasıl kullanırım bilmiyorum twitter da kullanmadığım için bi süredir hiç bi yere bi şey yazmıyorum. Buraya yazar dururum. Günlük yazmakta eskisi kadar tatmin etmiyor uzun zamandır defteri açmıyorumda blogu her şey kullanıcam sanırım.

Merhaba blogger merhaba.