şarkı ?
unutur gibi olmak...
nasıl saçma nasıl aptalca ve tatlı bi acı. arkadasınla akşam yürüyüşe çıkarsın ve akşamın serinliğinde elinde sigaranla yürürsünüz öyle. hani şu her şeyimizi anlattığımız dostlar. eşcinselliğimiz dahi her haltımızı bilen bir ya da daha çok kişiler. çok şanslıyım ki benim hayatımda otu boku anlatacağım bir kaç kişi var ama birinin yeri çok başka. işte dediğim gibi biz yürüyoruz konuşuyoruz sonra dedim ki "bak ben bugün U... yu hiç düşünmedim ha, aklıma gelmedi yani..." günlerce hiç aklınızdan çıkmayan o insanı demek ki gün gelip hiç adını anmaya biliyormuşuz. şaşırdım ilk önce, bi yandan da seviniyorum unutuyorum yavaş yavaş diye. halbu ki bunu düşünürken bile kendimle çelişiyorum çünkü unutmanın yalan olduğunu her fırsatta söyleyen bendim. kendimi kandırmaya çalıştım ve bir ay kadar gecti bunun üstünden...
yine rüyalarımda o, ben yine tuvalete kaçıyorum ağlamaklı halimi kimse görmesin diye. yine tüm gün aklımda adı geciyor hani şu led ışıklı tabelalar varya onlar gibi. bırak şunun peşini diyorum, elbet yenisi gelicektir, istemesemde olucaktır yeni birisi, daha yirmi yaşındasın be, çocuksun be daha diyorum kendime. kendimi kandırıyorum, kendimi kandırmaya çalışıyorum. sonra sigara sigara ve sigara. yarım kalıcam biliyorum, aşkın beden bulmuş haliydi o. vazgecmek kolay olmuyor ama vazgecmeliyim...
ertesi gün böyle pes edersen olmaz diyorum kendime belki de savaşman gereken kısım burasıdır diyorum, gerekirse o gelene kadar bu şehire yeniden beklemen gerekiyordur, gelemezse peşine düşmek gerekiyordur diye düşünüyorum. göze almak gerekiyordur her şeyi... bi arafa düşüyorum siyahla beyazın ortasında kalıyorum. ne vazgecmek mümkün oluyor ne de vazgecmemek.
hani dese ki bana bekle. seve seve. ama onun bana söylediği son şey "benle ya da bensiz böyle devam etme çok yıpranırsın, yıprandın ama gec değil" oldu. ne demek benle ya da bensiz ben hep sana vurgunum bensiz ne demekti.
bütün yaz gecti yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı, sigara yakışını görmeyeli. sigara yakışına ayrı bi hayrandım nedense. parmaklarıyla masadan çakmağı alıp dudaklarına yaklaştırmasına, sonra tekrar masaya bırakırken çakmağı parmak uçlarının masaya değmesini hayranlıkla izlerdim. çok fazla değil belki 4 belki 5 defa izledim böyle. çok görüşemezdik ki biz 4-5 hafta da bir. o da sevgili olduğumuz zamanlarda. ayrıldığımızda araya aylar girerdi. pek gezmedik bu şehrin sokaklarını ama ben hep geciyorum istesemde istemesemde ilk buluştuğumuz sokaktan, ilk sigara içtiğimiz yerden hatta oturup sigara içiyorum o bankta. ilk öpüştüğümüz yerden geciyorum. çok fazla yer yok birlikte dolaştığımız ama yolum sanki hep oralara çıkıyor. zaten gecirilen zamanların ya da sevişilen gecelerin bi önemi olmadığını anlayalı çok olmadı zira bir kere doya doya öpmüştüm onu bir kez gözlerinin içine bakmıştım, bir kez gülümsemesine dokunmuştum çoğu şey bir kezdi ve hepsinin tadı damağımda kaldı.
bugün onun kokusu geldi yine çok kısa bir süreliğineydi ama beni aptal etmeye yetmişti. yine aklıma düşmüş beni yine sarhoş etmeye yetmişti. az canımı yakmamıştı kendisi de itiraf etmişti bana benden soğuman için her şeyi yaptım ama sen hiç vazgecmedin demişti. çünkü ne yaparsa yapsın ne kadar canımı yakarsa yaksın tek bir sözü yetiyordu affetmeye, yine gectiğimiz aylarda kalbimi çok kırmıştı ve gözümden düşmüştü resmen, bir ay boyunca aklımdan çıkmadı dedikleri ama gel gör ki şimdi hiç umurumda bile değil. yine yanımda olması için gülümsemesini görmek için, beraber sigara yakmak için, adımı söylemesi için, kokusunu duymak için hayatımın geri kalanını düşünmeden yollarına sererim. sırf kokusu için...
kimse demesin bana değer mi diye, ya da abartmıyor musun diye, hatta bana nasıl davrandığını bilenler sıradan bir ilişki gibi yorum yapmasınlar. yok işte bende hiç bi sınırı yok artık. ne sevmenin ne de fedakarlığın tüm sınırlarım hatta benliğim yeniden şekilleniyor onunla. ben ben olmaktan çıkıyorum ve buna engel olamıyorum. gururdan eser kalmadı şimdi bende. yine de bir mesaj atmaktan çok korkuyorum ne der diye onu da üzmek istemiyorum bi yandan. bekliyorum ondan bi haber bekliyorum yapacak başka bir şey gelmiyor elimden. bu kadar uzaktayken en çokta ne yapıcam diye düşünmekten baska bir şey gelmiyor elimden. insan nereye kadar böyle devam eder, hem vazgecip hem de körü körüne bağlanır diye düşünmekten baska bir şey yapamıyorm. sonra herşeyin üzerine bunlar biniyor hayatımın tüm neşesi kara sulara gömlüyor bende yatağıma gömülüyorum mezar gibi olan yatağıma, onsuz uyumak hiç bir zaman huzurlu olmayacak heralde.
28 Eylül 2014 Pazar
20 Eylül 2014 Cumartesi
Geçiyor (mu?)
Bu şarkıyı geçen sene kışın dinlemiştim bir blogta ilk defa. Playliste eklemiş adını da yazmamış. Soruyorum cevap vermiyor, shazam yok, sayfa kodlarına bakmayı da bilmiyorum o yüzden şarkıyı bulamadım. E ben bir şarkıya taktım mı takarım bütün gün o şarkıyı dinlemezsem olmaz, sürekli kafamın içinde dönüp durur deli olurum ben. Evde kaldım 2 gün çıkmadım bi yere, sonra sözlerini anlamaya çalıştım youtube a yazdım buldum bir şekilde. Bu cover hali orjinali Bob dylan a ait.
İlk dinlediğimde hava soğuktu ve ben aşk acısı çekiyordum, onun dışında kendi sorunlarım da vardı, derslerimde iyi değildi. Her yönden kapana kısılmış gibi hissediyordum, kaçmak istiyordum, sürekli yollarda olayım, hiç bir yere ait olmayayım istiyordum. Ve bu şarkı sanki gitmenin sürekli gitmenin şarkısıydı. Bana gidersem her şeyin daha güzel olucağını anlatıyordu. Sözleriyle pek alakası yok ama melodisi içime işliyordu.
Evet sevdiğim şarkılarla aramda çok fazla bağ oluşuyor. O kadar çok benimsiyorum ki duymazsam huzursuz oluyorum, eksiliyor gibi hissediyorum. Dinledikçe duygularımı daha çok yaşıyorum.
Bir süredir dinlemiyordum şimdi karşıma çıktı, açtım, dinliyorum...
Şimdi bazı şeylerin eskide kaldığını hatırlatıyor.
Öyle ya da böyle geçiyor işte geçmez dediklerimiz.
1 sene 2 sene ya da daha fazla acı hafifliyor, hüznü kalıyor, hani canımızı yakan o şey yoktur artık acı çekmeyiz ama aklımıza geldiğinde kalbimiz bir boşlukta atıyor gibi olur. Hissizlik kemiklere kadar işler ya. En azında bende öyle oluyor.
Hatırladım yine o günleri, kanayan yaralarımın yerinde izi var. Ben karanlıkta gibiyim. Aklımda kendi sesim yankılanıyor.
"Geçer bir şekilde, öyle ya da böyle geçer."
...
Peki geriye kalan hüznü ne yapacağız ?
Canım acımıyor evet ama bu hüzün...
İlk dinlediğimde hava soğuktu ve ben aşk acısı çekiyordum, onun dışında kendi sorunlarım da vardı, derslerimde iyi değildi. Her yönden kapana kısılmış gibi hissediyordum, kaçmak istiyordum, sürekli yollarda olayım, hiç bir yere ait olmayayım istiyordum. Ve bu şarkı sanki gitmenin sürekli gitmenin şarkısıydı. Bana gidersem her şeyin daha güzel olucağını anlatıyordu. Sözleriyle pek alakası yok ama melodisi içime işliyordu.
Evet sevdiğim şarkılarla aramda çok fazla bağ oluşuyor. O kadar çok benimsiyorum ki duymazsam huzursuz oluyorum, eksiliyor gibi hissediyorum. Dinledikçe duygularımı daha çok yaşıyorum.
Bir süredir dinlemiyordum şimdi karşıma çıktı, açtım, dinliyorum...
Şimdi bazı şeylerin eskide kaldığını hatırlatıyor.
Öyle ya da böyle geçiyor işte geçmez dediklerimiz.
1 sene 2 sene ya da daha fazla acı hafifliyor, hüznü kalıyor, hani canımızı yakan o şey yoktur artık acı çekmeyiz ama aklımıza geldiğinde kalbimiz bir boşlukta atıyor gibi olur. Hissizlik kemiklere kadar işler ya. En azında bende öyle oluyor.
Hatırladım yine o günleri, kanayan yaralarımın yerinde izi var. Ben karanlıkta gibiyim. Aklımda kendi sesim yankılanıyor.
"Geçer bir şekilde, öyle ya da böyle geçer."
...
Peki geriye kalan hüznü ne yapacağız ?
Canım acımıyor evet ama bu hüzün...
Etiketler:
bob dylan,
duygusal,
frazey ford,
gece,
geçmiş,
hüzünlü,
kış şarkısı,
müzik,
one more cup of coffee,
soğuk,
şarkı,
yollar
14 Eylül 2014 Pazar
Az samimi arkadaşlar
22 eylül de 2014-2015 eğitim öğretim yılımız başlayacak bla bla bla okulun açılmasını gört gözle bekliyorum, yaz tatilleriden hep nefret etmişimdir. Her sene olduğ gibi bu sene de okulların açılmasına yakın bu zamanlarda tüm yaz boyunca aramayan sormayan az samimi arkadaşlardan mesajlar ve çağrılar gelir bana. Ders kaydı ne zaman, ders programı belli oldu mu, harç parasını ne zaman yatıracağız (ki 2. öğretimde okumuyorum ben), şu kadar dersten kaldım kredim yeter mi üstten ders almaya ... Daha neler neler var.
Arkadaşım sen gerizekalı mısın, 2014 yılında 20 yaşında bir üniversiteli olarak interneti kullanmayı bilmiyor musun (bilmediğini varsaysak bile 1. sınıfta bilgisiyar dersleri vardı ), akılda mı edemiyorsun üniversitemizin sitesine bakmaya. Kalkmış bana soruyorsun 1. sınıf 1. öğretimin ders kredileri toplamını ve 2. sınıftan ders alabilecek miyim diye. Görünen o ki sen beni sadece işin düştüğünde aradığının farkında değilsin, facebookta bu konu hakkında iğneleyici bir çok şey yazdığım halde.
22 eylülde de yine bu az samimi arkadaşlar ile yaz tatilinin nasıl gectiği hakkında samimiyetsiz bir konuşmalar gececek. En nefret ettiğim kısım. Biz seninle gecen sene neredeyse konuşmadık bile sanane yani, selam ver gec git. Samimiyetsizlik konusunda sinir olduğum bir diğer şey de birbirinden ayrı, tamamen zıt karakterli, hiç beraber vakit gecirmeyen kızların sürekli birbirlerinin durumlarını ve fotoğraflarını beğenmeleri. Türbanlı ayşe mini şort giyen fatmanın arkasından konuşurken ertesi gün ayşe fatmanın ilişki durumunu beğeniyor. Vıcık vıcık samimiyetsizlik akıyor her yanınızdan. Valla çoğu kişi sanane, madem hoşlanmıyorsun arkadaslarından çıkar diyebilirsiniz ama bu sadece bir kaç örnek. Aynı sınıftayım bütün bi eğitim yılında.
Ve ben bu samimiyetsizliği gördükçe midem bulanıyor. Bu insanlarla değil konuşmak aynı sınıfta hatta okulda olmaktan nefret ediyorum. Bunun yerine sağlam bir kaç arkadaslık çok daha iyiyken neden bu. Ya da sınıf arkadaslığı kurun sadece okulda dersler hakkında konusun ve yardımlaşın. Ki zaten sınıfta gruplaşmalar var, herkes kendi grubuyla geziyor.
Ayrıca şunu da eklemek istiyorum. Gecen sene okul açıldığında ben yine heyecanlı bir şekilde okula gittim, koridorda sevdiğim bir kaç kız arkadasım ve az samimi olduğum kızlar vardı. El sıkıştık ve sonra o az samimi kız arkadasa da elimi uzattım, elim havada kaldı !
Nasıl tuhaf hissettim anlatamam daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Ayıp olmasın diye sana elimi uzatıyorum kıçımın kenarı. Neyse ki hemen aklımı topladım ve gözlerimi devirip hıh bakışımı attım.
Sonradan öğrendim ki bu elimi hava da bırakan kıçımın kenarı bazı dini şeylerden ötürü erkeklere ile bu tür fiziksel temaslara girmiyormuş. Türbanlı olduğunu anladığınızdan eminim. Türbanı yadırgamıyorum ama olayın ne yani senin ?
Arkadaşım sen gerizekalı mısın, 2014 yılında 20 yaşında bir üniversiteli olarak interneti kullanmayı bilmiyor musun (bilmediğini varsaysak bile 1. sınıfta bilgisiyar dersleri vardı ), akılda mı edemiyorsun üniversitemizin sitesine bakmaya. Kalkmış bana soruyorsun 1. sınıf 1. öğretimin ders kredileri toplamını ve 2. sınıftan ders alabilecek miyim diye. Görünen o ki sen beni sadece işin düştüğünde aradığının farkında değilsin, facebookta bu konu hakkında iğneleyici bir çok şey yazdığım halde.
22 eylülde de yine bu az samimi arkadaşlar ile yaz tatilinin nasıl gectiği hakkında samimiyetsiz bir konuşmalar gececek. En nefret ettiğim kısım. Biz seninle gecen sene neredeyse konuşmadık bile sanane yani, selam ver gec git. Samimiyetsizlik konusunda sinir olduğum bir diğer şey de birbirinden ayrı, tamamen zıt karakterli, hiç beraber vakit gecirmeyen kızların sürekli birbirlerinin durumlarını ve fotoğraflarını beğenmeleri. Türbanlı ayşe mini şort giyen fatmanın arkasından konuşurken ertesi gün ayşe fatmanın ilişki durumunu beğeniyor. Vıcık vıcık samimiyetsizlik akıyor her yanınızdan. Valla çoğu kişi sanane, madem hoşlanmıyorsun arkadaslarından çıkar diyebilirsiniz ama bu sadece bir kaç örnek. Aynı sınıftayım bütün bi eğitim yılında.
Ve ben bu samimiyetsizliği gördükçe midem bulanıyor. Bu insanlarla değil konuşmak aynı sınıfta hatta okulda olmaktan nefret ediyorum. Bunun yerine sağlam bir kaç arkadaslık çok daha iyiyken neden bu. Ya da sınıf arkadaslığı kurun sadece okulda dersler hakkında konusun ve yardımlaşın. Ki zaten sınıfta gruplaşmalar var, herkes kendi grubuyla geziyor.
Ayrıca şunu da eklemek istiyorum. Gecen sene okul açıldığında ben yine heyecanlı bir şekilde okula gittim, koridorda sevdiğim bir kaç kız arkadasım ve az samimi olduğum kızlar vardı. El sıkıştık ve sonra o az samimi kız arkadasa da elimi uzattım, elim havada kaldı !
Nasıl tuhaf hissettim anlatamam daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Ayıp olmasın diye sana elimi uzatıyorum kıçımın kenarı. Neyse ki hemen aklımı topladım ve gözlerimi devirip hıh bakışımı attım.
Sonradan öğrendim ki bu elimi hava da bırakan kıçımın kenarı bazı dini şeylerden ötürü erkeklere ile bu tür fiziksel temaslara girmiyormuş. Türbanlı olduğunu anladığınızdan eminim. Türbanı yadırgamıyorum ama olayın ne yani senin ?
13 Eylül 2014 Cumartesi
5 Eylül 2014 Cuma
Geçmişimin sokakları
Herkeste vardır elbette geçmişteki güzel anılara özlem veya yaşadığı yerden başka bi yere taşındıktan sonra eski mahallesine gittiğinde ki hüzün. Bende de var elbet, dediğim gibi herkeste vardır geçmişin hüznü. Ama gel gör ki duygularımı abartıp değil ikiye üçe 10 katlayarak yaşadığım için ve geçmişin de yarası hala kanadığı için çok fazla etkiliyor doğup büyüdüğüm mahalleye gitmek.
Zorunda olmasam gitmem zaten, annemin iş yeri x özel hastanesine yakın olduğu ve annemin yanında bulunmak mecburiyetinde olduğum için gittim doğup büyüdüğüm mahalleye. Kendimi savaş sonrasında, savaş alanında yürüyor gibi hissettim. Ekmek aldığım bakkalın önünde gördüm kendimi, park var kocaman ana cadde üzerinde, parkın yapımına yeni başlandığı zaman yüksek toprak tepeleri dökülmüştü okul dönüşünde komşumuzun can ciğer olduğum kızlarıyla eve dönüşte o toprak tepelerinde koşa koşa eve gelirdik. Mahalleden çıktıktan sonra okul yolu dümdüz gidiyor, bi kere köpekler kovalamıştı bizi soğuk hava deposuna girmiştim bende herkes kaçarken. Ben o caddeden geçerken her yerde o çocuğu gördüm, toprak tepelerinden atlayan çocuğu, diğer tarafta soğuk hava deposna saklanan bi çocuk gördüm, mavi önlüklü bi çocuk gördüm okul yolunda. Sağda, solda, her binanın önünde. Hepsi tek tek battı içime gözlüğüm vardı neyse ki ağladığımı az çok gizleyebildim. Kendimi tutmaya çalıştım ama olmadı o çocukların yaşadıklarınının hepsini bir anda yaşadım. Hastaneye varınca sakinleştim annem geldi sonra kafam dağıldı tamamen.
Ben oradan taşınmak istemezdim hiç ama gel gör ki bir babanın pervasızlığı altında ezildi çocukluğum. Sadece benim çocukluğum değil iki kardeşimin tüm hayatı, bir kadının gençliği paramparça oldu o adamın hataları altında. Belki hüzünlü mutluluklar yaşayabilirdim o çocukları, çocukluğumu görünce sokaklarda ama gördüğüm bi çocuktan çok daha fazlasıydı. Kaldıramadım.
Şimdi o adam oğlunu görmek istiyormuş. Özlemiş. Pişmanmış. Öyle diyorlar bana. Benim sesini duymaya dahi tahammülüm yok. Her ne kadar geçmişte kalsa da o çocuğa ihanet edip affedemem pervasızlıklarını. Hani babadır diyorlar tamamen tarafsız bi bakış açısından bakınca hak veriyorum tabi ki de. Ve ben yalnız değilim bu konuda ama onca yaraya rağmen bir de bu kanayınca sınırıma dayandığımı hissediyorum. Hani kızlar babaları gibi adamlara aşık olurmuş ya, öyle okumuştum, duymuştum bende onca şeye rağmen bazen aynı şeyin bende de olduğunun farkına varıyorum.Aynı duyguları fotoğraflara bakınca da yaşıyorum o yüzden dolabın en üstünde en arkada saklanıyor albümler hep. Böyle böyle zaman geçiyor işte.
2 Eylül 2014 Salı
Metropol mü kasaba mı
Kendimi çoğu zaman metropol insanı olarak görüyorum. Yüksek binalar, geniş caddeler, dünyanın merkezi new york gibi. Uyumayan bi şehir. Yani benim gibi. Gece hayatına düşkünlüğüm göz ardı edilemeyecek durumda. Her gece al beni disko bara götür sesim çıkmaz. Her ne kadar şu sıralar sadcore takılsam da elektronic, metal, rock müzik müziğin kralıdır benim için. Işıklar, alkol, müzik, kızlar (kızlar olmadan olmaz eksik kalır)...
Ayrıca moda, sanat, kültür her haltın merkezi metropoller özellikle NYC, LA. New York ta güneş batarken yüksek bir binanın tepesinden sigara içmek oldukça uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim bi hayalim. M&M den kankamla çikolata alıp Central Parkta yemek, Times meydanında ki tüm mağazaları dolaşıp , her karışını gezmek istiyorum. Artık filmlerden dolayı mı bilmiyorum ama gerçekten de bu kocaman şehirde hayallerimin peşinden özgürce koşabilirmişim gibi, her şey mümkünmüş gibi hissediyorum. Kendimi şu anda yaşadığım yere ait hissetmediğim kesin zaten. Belki de kapıtalizm beni de ele geçirdi.
Ama bir de şöyle bir durum var ki toz pembe hayaller kurduğum zaman NYC daha geri planda kalıyor. Daha çok ufak bi şehir de ya da kasabada küçük mütevazı bi ev hayal ediyorum. Dar sokağa bakan küçük balkonu çok az eşyası olan kocaman pencereli bir ev. İstenilen her yere bisikletle gidilebileceğim kadar da büyümemiş bi yerde. Geçinebileceğim kadar iş yapan cupcake dükkanım olsun yeter bana (daha sonra cupcake dükkanı hayalimi uzun uzun anlatıcam). Para da gözüm yok zaten. Evler de bir iki katlı olur çok yüksek binalar olmaz zaten, uzun bahçeler, gökyüzü kaplasın her yeri.Aslında yılın bir kısmını taşrada bi kısmını da metropolde geçirmek en uygun çözüm ama bunu gerçekleştirmek şu an için her yönden güç görünüyor. Şu anda yaşadığım yerde kasaba tarzı bi yer. Tarlalar bahçeler çiftlikler vs. fotoğraflarda ki değil elbette. Buradan kurtulmak istediğimden sevemiyorum burayı. Yeni bi hayata aynı yerde başlayabileceğimi düşünmüyorum. Hayatın hetirdikleri beni ya metropole ya da bi kasabaya sürükleyecek yoksa ben karar veremicem :)
Etiketler:
arkadaş,
arkadaşlar,
cadde,
gece,
kasaba,
led zeppelin,
metropol insanı,
müzik,
sigara,
sokak,
şarkı,
thank you,
yollar
1 Eylül 2014 Pazartesi
Kahveyi soğuk severim
Yine gece çökmüş yine herkes yatmış ben yine uyanık. Ben yine seni düşünüyorum, ben yine karanlıkta tek başımayım. Yine akşamdan kalma yemek kokusu evin içine sinmiş, yine sigaramdan 4 tane kalmış, ben yine sövüyorum, ben yine biraz yorgnum, halsizim ve bitik. Başka başka yollarda aklım, çıkmaz sokaklarda, geniş caddelerde, dar mahallelerde başka başka yerlerde, olması gerektiği yerde olmadığından eminim sadece ya da değilim. Kimselerin olmadığı sonu görünmeyen bahçenin birinde kendime rastlasam ama kendim olmadığımı bilmesem bi yararı dokunur bu yabancının diye düşünürüm ama kendim olduğumu bilsem hiç yaklaşmazdım bile kendime. Kaçabilsem kaçardım kendimden. Ama gel gör ki mümkün olmayan şeyler düşünüyorum. Biliyorum ki ben nereye gidersem gideyim kiminle olursam olayım kendimi tekrar edicem işleri batıracam, bıkacam, bulduğum yere terkedicem her şeyi.
Düşünmenin iyi olmadığı saatlerdeyiz bayım. Kendimizi şarkıya bırakalım. Sigaram ve soğuk kahvem var. Ben kahveyi soğuk severim.
Düşünmenin iyi olmadığı saatlerdeyiz bayım. Kendimizi şarkıya bırakalım. Sigaram ve soğuk kahvem var. Ben kahveyi soğuk severim.
Etiketler:
cadde,
duman,
gece,
hooverphonic,
karanlık,
mad about you,
müzik,
sigara,
sokak,
şarkı,
yollar,
yorgun
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


