2 Eylül 2014 Salı

Metropol mü kasaba mı

Şarkı olmadan olmaz.
Metropol mü kasabamı ikilemi sürekli aklıma takılan bir şey. Her konuda olduğu gibi tabii ki de ikisinin ortasını kabul edemicem, bana göre değil. Ya metropol insanı olmalıyım ya da kasaba.

Kendimi çoğu zaman metropol insanı olarak görüyorum. Yüksek binalar, geniş caddeler, dünyanın merkezi new york gibi. Uyumayan bi şehir. Yani benim gibi. Gece hayatına düşkünlüğüm göz ardı edilemeyecek durumda. Her gece al beni disko bara götür sesim çıkmaz. Her ne kadar şu sıralar sadcore takılsam da elektronic, metal, rock müzik müziğin kralıdır benim için. Işıklar, alkol, müzik, kızlar (kızlar olmadan olmaz eksik kalır)...

Ayrıca moda, sanat, kültür her haltın merkezi metropoller özellikle NYC, LA. New York ta güneş batarken yüksek bir binanın tepesinden sigara içmek oldukça uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim bi hayalim. M&M den kankamla çikolata alıp Central Parkta yemek, Times meydanında ki tüm mağazaları dolaşıp , her karışını gezmek istiyorum. Artık filmlerden dolayı mı bilmiyorum ama gerçekten de bu kocaman şehirde hayallerimin peşinden özgürce koşabilirmişim gibi, her şey mümkünmüş gibi hissediyorum. Kendimi şu anda yaşadığım yere ait hissetmediğim kesin zaten. Belki de kapıtalizm beni de ele geçirdi.








Ama bir de şöyle bir durum var ki toz pembe hayaller kurduğum zaman NYC daha geri planda kalıyor. Daha çok ufak bi şehir de ya da kasabada küçük mütevazı bi ev hayal ediyorum. Dar sokağa bakan küçük balkonu çok az eşyası olan kocaman pencereli bir ev. İstenilen her yere bisikletle gidilebileceğim kadar da büyümemiş bi yerde. Geçinebileceğim kadar iş yapan cupcake dükkanım olsun yeter bana (daha sonra cupcake dükkanı hayalimi uzun uzun anlatıcam). Para da gözüm yok zaten. Evler de bir iki katlı olur çok yüksek binalar olmaz zaten, uzun bahçeler, gökyüzü kaplasın her yeri.

 Dar sokaklara olan düşkünlüğüm en çokta beni bu tarz yerlere çekiyor. Gökyüzü incecik araya sıkışmış gibi. Az ve öz her şey. Başa çıkabilecek şeyler büyük değil, sorunlar bu sokaklar kadar küçük, her yer evin bir parçası gibi, kontrol hep bende gibi, yaşamak için doğayı katletmemişim gibi, gibi gibi. Sadece fotoğrafları bile bunları hissettiriyorsa oraya ait olma orada yaşamak ne kadar da güzel olurdu.



Aslında yılın bir kısmını taşrada bi kısmını da metropolde geçirmek en uygun çözüm ama bunu gerçekleştirmek şu an için her yönden güç görünüyor. Şu anda yaşadığım yerde kasaba tarzı bi yer. Tarlalar bahçeler çiftlikler vs. fotoğraflarda ki değil elbette. Buradan kurtulmak istediğimden sevemiyorum burayı. Yeni bi hayata aynı yerde başlayabileceğimi düşünmüyorum. Hayatın hetirdikleri beni ya metropole ya da bi kasabaya sürükleyecek yoksa ben karar veremicem :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder