21 Kasım 2014 Cuma

evren halime mi acıdı yoksa aşırı değişken ruh halim bugün çok mu pozitifti bilemiyorum ama en son yaz ile bu yazım arasında nasıl da bi fark olucak bak şimdi.

tango dersine basladım vizelerden önce baslayacaktım ders calışayım vaktimi almasın derken araya vizelerde girince 2 hafta aksadı bugün ilk derse gittim filan bayaa eğlenceliydi, arkadasın dersine giricektim sonra iki saat boş vaktimiz olucaktı iki saat kadar hoca ders iptal diyince 3 saatten fazla boş vaktimiz vardı oturduk öyle az önce konuştuk boş boş vaktimiz var değerlendirelim diye bundan sonra mal mal oturmak yerine tartışacak konuşacak bi şeyler araştıracağız onun hakkında konuşacağız artık ne olursa. hayret ettim önce beklemezdim böyle bi düşünce ama neyse irdelemiyorum çok. daha kaliteli gecirilen bi vakit sonuçta.

bir de sevgilimin kankasının sevgilisi geldi bugün uzaklardan onu aldık iki çift oturduk gül eğlen filan. çok güzeldi ya hiç yapmadığım bi şeydi daha önce her ne akdar suskun kalsam da anlatacak bi şeyim olmadığımdan dinlerken de gayet eğlendim. yarında bütün gün beraber takılacağız. yeni botlarımda çok havalı yahu,  bu soğukta yakacak giyecek insanları hatırladıkça sanki çok gereksiz harcama yapmış gibi, israf yapmış gibi hissediyorum çoğu zaman hani onların elinden almışım gibi hissediyorum çok rahatsız ve huzursuz eden bi duygu. küçükken bile vardı bu büyüynce çok para kazanırım yardım ederim inşallah diye dua ederdim halen de ediyorum ama içim hiç rahat etmiyor aniden ağlama krizine sokabiliyor bu durum. adaletine sokayım hayat.

3 gün sonra annemde para vericek biraz idare eder. pazartesiden itibaren finallere de çalışmaya baslıcam. böyleyken hiç bir sorun yok gibi. eski sevgilimi snapte çıkarttım baktım sonra eskiden telefona kayıtlı olduğu gibi görünüyor ne saçma. engellemek zorunda kaldım. zoruma gitmedi değil ama napim ya o mecbur bıraktı hep bunlara. bu arada sevgilimin kankasının sevgilisi çok yakışıklı be. bunu düşünmem  beni tam bi şerefsiz yapıyor ama çok yakışıklı. tam tipim, yaşı boyu tarzı sarışın bi de. duygusal değil cinsel bi çekim hissetmedim değil. bi kaç kere göz göze geldik neden nasıl niye bilmiyorum acaba çok mu dışa vurdum anladı mı diye düşündüm. lavaboda köşeye sıkıştırsa öpsem sonra geri iterim diye düşündüm. adamın 5 yıllık ilişkisi var ama yapmaz. ben hiç yapmam. amaan öylesine bi düşünce işte.

sevgilimle sık sık gelecekle ilgili konuşmalar yapmaya başladık 2 hafta oldu hepi topu. çok çabuk ısındık birbirimize duygularımız çok hızlı filizlendi. ama daha gercek beni tanımıyor. kolay kolay tanıyamaycakta belki bende değiştim biraz ondan tanıyamayacak. ya da manik depresifliğimden dolayı değiştiğimi sanıyorum. işte yine bi belirsizlik. ne çok belirsizlik var hayatımda. bunlara kafa yormak istemiyorum ama.

taylor ın son klibi blank space i izlicem. klipte sanki bir tanrı ve tanrıça gibiler. zaten o adama öl bit geber. sabaha kadar inmem üstünden. izliyin binci sizdi onu.zati hepi topu 5-10 kişisiniz şu yazıyı okuyacak.

20 Kasım 2014 Perşembe

üniversite hayatımın en yüksek notunu aldım. 80... kolay bi ders değil çokta zor değil. cebir 1. 3 tane +80 not var. çoğunluk 0-20 arası. önce bi sevindim o kadar uykusuz kal filan AA düşmesi için yeterli sanırım bu not. ama şimdi yıllar önce aldığım okumayı söktüğüm için takılan kurdele kadar anlamsız.

sevgilime güzel bi şeyler yazmak istiyorum, eskiden ne güzel döktürürdüm. acıdan yazar mışım hep onları şimdi fark ediyorum. canım acımıyor mu halen evet acıyor ama daha çok bıkkınlık ve yorgunluk var üzerimde. benim aklım halen eskilerde. sokakları onunla arşınlamak isterken her eyrde izimiz kalsın isterken bunları baskasıyla yapamicam sanırım. resmen aşk değil mantık ilişkisi yürütüyorum.  doğru mu yapıyorum sanırım evet çokça hayır biraz belki.

5 tl param kaldı. temel ihtiyaclarımı bile karşılayamıyorum. hiç bir şey yapamıyorum. sadece bursla okumak çok zor. her gün otobüs yapmak hem nakit  hemde vakit kaybı, daha az uyuyup daha çok yoruluyorum. bi sigara var extra para harcadığım ihtiyac olmayan,o da olsun be abi, o kadarı da olsun. ilk derse yetişemedim 2 sayfa bi şey yazmışlar normal de fotoğrafını çekerim o sayfaların eve gidince yazarım bu sefer amaan kaç kuruş sanki fotokopicinin önüde boştur şimdi çektiryim dedim yanlış yeri çektirmişim boş yere 25 kuruş verdim sonra gittim o iki sayfanın fotoğrafını çektim birazdan yazıcam.

sınıftan arkadaslar beni çağırmadan gezmeye gitmişler. bi de akşam bana fotoğrafları atıp bunları shoplasana diyor. ne diyim ki yani canım ciğerim dediğim insanlardı. zoruma gitmedi değil üstelik benim yanımdan kalkıp gittiler.

şimdiden final sınavları stresine girdim. midem acıyor, böyle yemek borusuna doğru yanar ya öyle oluyor gece yatırmıyor. baş ağrılarım da artmaya başladı.  çoraplarımın hep teki kayboluyor bi de ya. nereye gidiyor bunlar.şarj aletimin her tarafı bantlı. ucube gibi görünüyor. dexter bot aldım 200 tl indirimle 90 tl ye. dayımın kartından tabii yoksa nerde o kadar para bende. 8 taksit yaptırdım bi de. ne iğrenç şu taksitler ya.


18 Kasım 2014 Salı

huzursuz

evet o bir tanrı. her santimine taptığım adam benim tanrımdı. şimdi mi fark ettim bunu yoksa farkındaydım da öylesine çok kapılmıştım ki kendimin bile farkında değil miydim. bunu kendi içimde yeniden düşünmem bile var olan yeni ilişkime balyoz vurmuş gibi olucağını bildiğim halde ben yazarak ayrıntılarını biçimlendirerek yine bir hata daha yapıyorum. çünkü hata yapmamın zamanı gelmişti.*

neredeyse hiç bir fiziksel özelliği bana uygun olmayan, anlatılsa böyle birisi tanımak istemiceğim adam aklımda hep heykel gibi kusursuz artık. hayatımın merkezine oturttuğum bu mükemmelliği elimden gelse hayatımın bizzat kendisi yapardım. 

yapardım, eskiden. tanrım hala tanrı. fakat benim ona inancım bileklerimi kestikten sonra boşalan kan gibi akıp gidiyor. yaşamak istemediğim gibi inanmak istemiyorum tanrıma. seslenmesin bana tanrı ve duymasın beni. vazgecsin etrafında dönen benden ki bırakayım etrafında dönmekten...

bu hastalıklı aşkımla taptığım tanrıya olan inancımı yitirirken aklım başıma geliyor. 1 yıl boyunca komada kalıp 1 yıl boyunca yapamadıklarımı yapmaya çalışıyorum. derslerimi veriyorum, daha sağlıklı bir ilişki yaşamaya çalışıyorum, aile ile kopmuş bağları düzeltiyorum, arkadaslarıma en azından bir kısmına tanrımın adını sayıklayıp sıkmıyorum, daha az sigara içiyorum sanırım.

şimdi her şey yolunda mı tabii ki hayır hiçbir zaman hiç bir şey yoluna girmeyecek. 
* hata yapmam lazım. hastalıklı ruhum huzursuz, hata yapıp hayatımı mahfetmemi daha sonra bundan acı çekmemi istiyor. bu beni deli ediyor. bırak o aptalı, tanrına dön diye fısıldıyor biri kulağıma. korktuğum şey bu işte, her seferinde kalbim karanlığa teslim, aklım fikrim siyah ben her seferinde üzerime hiç uymayan sıkan boğan daraltan bu normallikten kurtulup siyahlara bulanıp kötü ne kadar his duygu davranış varsa üstlenmek istiyorum. bu nasıl bi bağımlılık bu nasıl bi istek bunlar olunca nasıl normal hissedebilirim bu nasıl gercek ben olabilirim. gay olmak benim isteğim değil değiştiremeyiz ve buna anormal diyorlar, aynı şey mi bu da diye düşünüyorum. kendim olursam iyi hissediceksem normal olan şey hasta sesleri dinlemek mi. o zaman bu sesler hasta değil belki de olmam gereken kişi bu. 

bunlar hep kafamın içinde dönüp dururken okulu bitirip sigortalı bi iş sahibi olmaya çalışmak çok zor gercekten. dünya da insanlar savaşla açlıkla hastalıkla uğraşırken böyle düşüncelere hislere kapılmak beni daha çok deli ediyor. neden  demek istemiyorum, içimde damla kadar az da olsa dini inancım varken isyankar olmak istemiyorum. yine de kovamıyorum bunları aklımdan. bu mu benim dünyada ki sınavım bunlarla baş edersem kazanacak mıyım, nefsime hakim olmam gereken yer burası mı, düşüncelerim dayanmam gereken şey mi. her şey karma karışıkken buna kafa yormak huzurlu vakitlerimi çalıyor. belki söyleyebilidğim tek şey çoğu zaman.

ben elimde hiç cevap ya da çözüm olmadan, vaktimi gecirdim yine.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Meraba ben ot

takip ettiğim 4 ya da 5 blog var onlarda zaten sık sık yazmıyor adamlar işinde gücünde insanlar e bana da okuyacak bi şey kalmıyor kolay kolay blogta beğenmiyorum ki en son dün plaza kaşarını buldum da onu okuyorum tabi sürekli sürekli okuyunca yazıları hem baydı hem de kendimi ev kadını gibi hissetmeye basladım. 

geriye onedio var onda da haberler oku oku bitiyor max yarım saat vakit geciyor. film desen sıkılıyorum abi iki günde iki tane izledim yeter yani. friends e de alt yazı bulamadım diye izleyemiyorum. tumblrda da hep yakuşuklu çocuklar görüyorum içim gidiyor bakmak isyemiyorum zaten yine sekiz bin kadar fotoğraf indirdim daha onlara bakıcam. kısaca netten bana hayır yok. haa bir de hornetten tanıştığım yeni 2 kişi var birini engellicem diğeri de siklemiyor beni. 

kitap okusam diyorum bitmemiş 2 kitap duruyor daha. dışarı çıkıcak kimsem yok evde patlıyorum zaten aneanem sağolsun insanın içini daraltıyor uzun süre de gecmiyor etkisi. evde ki hiç bir yemeğide beğenmiyorum aç aç duruyorum bu da benim ayrı mallığım aç olunca daha da sinirli oluyorum hep hamburger düşünüyorum erimiş peynirli soğanlı domatesli filan. sigarada akşam aldım bugün. iki gündür sigarasızım.

ah bir de dersler var daha çalışmam gerek 8 ders var ki birini daha tam bitirmedim. yazarım diye fotoğrafını çektiğim notlar var daha. 

unutmadan bir de eski sevgilinin attığı mesaj var. uzunca bi aradan sonra tekrar konuşmak şey oldu ya. şey işte anladın. arkadas gitar çalmayı öğretiyordu bi kaç alıştırma var daha başlamadım bile ama dersler varken onunla uğraşırsam içim rahat etmeyecek bununla birlikte anemin dırdırı var. kadın mezun olup çalışmamı bekliyor ki artık işten cıksın diye ben napıyorum. ya kafayı yıcem yemnediyorum 4o dakikadır iki soru çözdüm gram ilerleyemiyorum. aaayyyy bir de şu botlaaaar çıkmıyor aklımdan. rüyama bile girdi istiyom onları yaaa.

kısaca meraba ben ot 4 duvar arasında sadece nefes alıyorum kimseye bi yaararım yok hiç bir özelliğim yok sıfır yetenek ve sıfır üretkenkenlik.

Ruhum hasta

okurken dinlemelik bi şi

iki gün  önce sorsan bana bölüm birinciis olucam ve yüksek lisans yapıcam. şimdi sor bir de sor sor çekinme... okulu bırakmak istiyorum ve sürekli neden bu bölümü sectiğimi düşünüyorum. ne kadar sürüyor bu düşünceler biliyor musunuz tabii ki de bilmiyorsun 1 max 2 gün sonra ben yine harıl harıl çalışıyorum 2 gün vakit kaybetmemle kalıyorum. asıl sorun sadece ders ya d aokul için gecerli değil ki ben hep böyleyim sürekli değişen bi ruh hali, a şeysini isterken bir den b ye karar veriyorum derse girmicem diyip 5 dk sonra kendimi otobüste buluyorum. işin bir diğer saçma yanıda bunun farkındayım ama hiç bir halt yapmıyorum.

bunun bir adı var arkadaslar ve hastalık tanıştarayım bipolar bozukluk (manik depresif hastalık) ben kısaca bip ya da bipo diyorum. bilen bilir de ben siz yazayım kimler bip hastası:

Sinirlilik: ben hep sinirliyim sınıfta yerime oturan kızın boğzanına kalem saplamak filan istiyorum ama sadece günaydın cnm ahhaahha diyip gidiyorum.

Aşırı öfke ya da neşe durumları: meraba yine ben varım bunda da. ufak tefek şeylere aşırı öfkeleniyorum otobüs şöförleriyle az kavga etmedim mahalle karısı gibi bağırıyordum bi ara artık duruldum ağızlarına ökeniyorum sadece. neşe içinde aynı şey gecerli yerde bulunan para değeri 10 kuruş hissedilen 100 tl gibi.

Her zamankinden farklı davranışların bulunduğu dönemler: çok yakın arkadasınızı hayatınızdan çıkarmak istemek bu kategoriye giriyor. hatta ben herkesi çıkarmaya karar veriyorum neden mi ? hiç sebebi yok sıkıldım diye sadece. 

Enerji ve aktivitenin artması, düşünce akışının ve konuşmanın hızlanması : saaat olmuş 6 sabahtan beri dersteyiz herkesin beyni laçka olmuş ben hoplayıp zıplıyorum. sabah millet uykusuz 8 de ders mi olur diye ağlıyor ben de çıkışta ne yapalım diye plan yapıyorum. ayrıca zaten hızlı konuşan bi insanım daha da hızlanınca kimse ne dediğimi anlamıyor kimse ne dediğimi anlamayınca sinirleniyorum ki bu normal bi öfke değil çok öfekelenip haksız olduğum içinde sesimi çıkartmıyorum kendi kendime mutsuz oluyorum.

Uyku ihtiyacının azalması: bu dönemlik bi durum mu 3. maddede ki gibi yoksa değil mi bilmiyorum ama bende dönem dönem oluyor 7-8 saat uyku yetmazken 3 saatlik uykuyla gün boyu enerjik olabiliyorum.

Hastanın kendi gücü ve yetenekleri hakkında gerçekci olmayan inanışlara kapılması : ben yine kendimden yola çıkarak anlatıcam, 3. sınıf oldum matematik okuyorum her zaman matematikle aram iyi olmuştur ama ben halen ortalama bir öğrencinin sorularını çözmem gerekirse ne yaparım bilmiyorum. yapabilirim demiyorum ama yapamamda diyemiyorum. aşamadım bunu. 


Cinsel ilginin artması: açıklamaya gerek var mı günde 2-3 kez mastürbasyon bile yetmiyor halen duvarlara tırmanası oluyor insanın.  bu bende hep böyle sadece bazı dönemler azalıyor ki sanırım bu azalması yine 3. madde ile ilgili oluyor.

Madde kötü kullanımı, özellikle kokain, alkol, ve uyku ilaçları kullanımı : sigaraya böyle başladım zaten kötü bi şeyler yapmak istiyordum o zaman da erişebildiğim sigaraydı. halen istiyorumd aah kötü şeylere bulaşmak ama kendimi tutuyorum işte zorda olsa. bi kaç kez arkadasım uyuşturucu teklifinde bulundu hayır dedima ama içten içe çok istiyordum. neyse en azından hayır diyebiliyorum.

Öfkelendiren ya da herşeye karışan baştan çıkarıcı davranış biçimleri : insnaların canını sıkıyoruz yani bipler olarak. bende genellikle insnaları sinirlendirip öfkelendiririm ya ukalalığımla ya da baska bi halt ile. 

işte bu maddeler varsa sende biposun canım üzgünüm. kesin değil ama yüksek ihtimal.


böyle işte bundan kurtulmak için psikiyatriye gitmemiz gerekiyor zira ilerlerse boka batıcaz çünkü yavaş yavaş ilerleyen bi şey değil. max seviye 5 olsa ben 3 teyim sanırım. kendi kendime koydum bu teşhisi ama inanın çok şey okudum bununla ilgili o maddelerin tam olarak ne kast ettiğiyle ilgili. o yuzden teşhisimden eminim. doktora ne zaman giderim eylülden beri bugün yarın diyey diye kasım oldu işte yaza doğru gideirm herlade.

31 Ekim 2014 Cuma

hiçbir şey hakkında hiçbir şey

mrb
az önce bi blog daha keşfettim çok eylemceli bi ri ve değişik değişik baslıyor yazılarına yok işte bilmme neyi bilmme ne olmuş bilmme ne insanlar filan diye. bi kaç kişi daha var böyle tabi ben çok kişi takip ettiğimden çok fazla. karşılaşmış oluyorum filan. işte bu suretle bende mrb diye baslıyorum her ne kadar böyle kısaltmalardan nefret etsemde just mrb efenim.
şimdi ben burayı niye açtım günlük yerine buraya yazarım diye çünkü hep pc basında geciyor zaman ve nedense yazı yazmayı çok sevdiğim halde içimden gelmiyor o defteri açıpta yazmak. ama ben burayada yazmıyoruum çünkü ne yazıcam zaten her gün birbirinden değişik ilginç maceralar yaşamıyorum ki bengünlüğü çok mutsuz olduğum zamanlar yazarım ki artık kendimi anlatacak adam akıllı cümle bulamıyorum bombok bir ruh hali içerisindeyim. onun dışında baska bloggerlar gibi herhangi bir konu hakkında da bi şi ler yazabilirim ama aklıma bir şey gelmiyor. kankamla bazen gün boyu sürekli bi şeyler konuştuğumuz olur tartışır dururuz ben fikirlerimi söylerim o söyler konu konuyu açar ilerler. belki de karşımda anlatacak birisi yok diye yazamıyorum şimdi. 
arkadas ortamında da üç aşağı beş yukarı aynı şey oluyor arkadas grubunda benimle tek kalan arkadasla pek muhabbet edemiyoruz istesemde olmuyor önceden derslerden filan konuşuruduk şu hoca böyle yapmış üst sınıflarda not varmış ve türevleri şeklinde muhabbet dönerdi ama ben bundna da sıkıldım yani bi topluluk olmayınca ben arkadasımla oturup muhabbet edemiyorum. bunun bir nedeni de benim ilgi alanlarıma arkadaslarımın çok uzuak olması. ay uzak bile diyemiyorum çook uzak. fransız filmi izlemezler, blogları yok adam akıllı twitter bile kullanmıyorlar ki, grunge indie vintage tarzıyla ilgili de konu açamıyorum. ne bileyim bu konuda bana hiç bi şey önermiyorlar yoksa konusunu açtımda beklediğim gibi olmadı, metal müzik sevmezlar, e klasiktende nasiplenmiyorlar yani tamam klasik müzik aşığı değilim de arada açar dinlerim. aslonda özetlersem çoğunun müzik bilgisi şu pop ve slow müzik vardır dünya da sadece. aslında alinin bir çok şey hakkında bilgiis var kültürlü bi insan ama ortak noktamız yok ki. ney dinlemeyi sevmme tasavvufi şeylerden sıkılırım, içince o ağlar ben göbek atarım hoşalandığımız seyler farklı olmasına rağmen sık sıkta  birbirimizin aklından gecenleri söyleriz tuhaf bi şey. en yakın dostumda zaten gitti hataya bugün dışarı çıkıcam çünkü evde ne ders çalışabiliyorum ne de yapıcak bi şey bulabiliyorum. ama tek çıkıcam, tek  takılmayı çok severimde abi çok şey birikiyor içimde ve ben kankamı istiyorum. 
kendimi dışarıya çok kapattım farkındayım ama kimseye derdimi anlatmak istemiyorum kendimi kimseye duvarlarımı yıkmak istemiyorum geciyor çünkü zaman ve unutuluyorum sorunlar çözülmüyor en beteride bende de öyle demeleri ya. 
4 duvar arasında yaşıyorum sadece nefes al nefes ver bu.

17 Ekim 2014 Cuma

Gay olduğumu açıklamam hakkında

önce şarkı tabii ki de :)

Bu sefer iç karartıcı bir şeyler yazmicam. Az önce ogaybende nin açılma hikayeleri yazısını okudum dedim bende anlatayım bari hem yol göstermiş olurum belki falan filan.

Şimdi başrolde ben ve MS var. MS benim 7. sınıftan beri çok sevdiğim bi erkek arkadasımdır. Aynı liseye gittik fakat farklı sınıflardaydık. Güldüğümüz şeyler dinlediğimiz müzikler aynıdır. Okula da her gün beraber gider gelirdik lisede haliyle samimiyet ilerledi. Ben zaten açılmak istiyordum ama daha çok açılmama taraftarıydım. Sonra eski sevgilim beni cesaretlendirdi bi şeyler konuştuk konu hakkında ve gizlenmenin herkesten gereksiz olduğuna karar verdim. Konuşmanın sonunda sırf ben gayim diye eğer arkadaşlığımız bozulacaksa demek ki o kadar da güçlü bi arkadaslığımız yokmuş diye düşündüm. Açılmaya karar verdim.

Nasıl açılacaktım asıl mesele bu. Bi gün lafı gay olmaya getirdim bu tepki gösterdi olmaz öyle şey filan dedi hoş karşılamıyorum karşıyım bende dedi. Sustum bi şey demedim doğaçlama konuşmak istemedim. O an vermem gereken düşünceyi tam aktaramamaktan endişelendim sustum. Üzerinden çok geçmeden avm ye gittik. sık sık gideriz öyle dolanırız vitrin bakarız. Terasa çıkarken iki adam biraz samimi bi şekilde yürüyorlardı bende konuyu o iki adam üzerinden açmaya karar verdim ve bak çifte kumrulara filan diye laf attım ortaya. Beklediğim gibi oldu ve gecen sefer ki şeyleri söyledi. Bu sefer hazırlıklıydım ve bende söylediği yanlış düşüncelerin doğrularını anlattım karşılık olarak. Tercih dedi hayır öyle değil diyerek doğuştan bişey olduğunu ve değiştirilemiceğinden bahsettim. Sadece cinsellik değil Aşk olduğunu anlattım. İki erkek değil iki insan olarak olaya yaklaşmasını anlattım. Bayaa bi anlattım. Sonra sustu bu. Dedim işlem tamam çaktı mevzuyu düşünüyor. Tanıyorum çünkü halinden tavrından aklındakileri tahmin edebiliyorum. Kon bi süre daha açılmadı. Bu benim temelimdi zaten. 

Temelin yerine oturduğundan emin oldum. Eskisi gibi düşünmediğini anladım tekrar konusu açılınca. Bi akşam mesaj attım dedim MS sana bi şey söylicem yarın ama ondan önce şunu düşün aramızda ne olursa sana ne söylersem bizim arkadaslığımız bozulur. enine boyuna her şey aklına gelsin dedim. Adan Zye her şeyi düşün. Tamam dedi ertesi gün oldu buluştuk düşündün mü evet var mı bi şey yok. iyi güzel bende ben gayim dedim, eşcinselim yani dedim. Durdu baktı baktı. sindirdi iyice. Sana her şeyi düşünmeni söylemiştim filan dedim. Arkadaslığımızın bunun yüzünden bozulacaksa o kadar güçlü olmadığını düşündüğümü ve söylemeye karar verdiğimi anlattım. Bi kaç soru sordu cevapladım derken gün öyle gecti. O gün de konusunu bu yüzden açtığımı anladı tabii. Böylece temelin üzerine kat çıkmaya başladık.

Sonra aklına gelen şeyleri sordu daha samimi olduk her şeyi anlatır oldum sevdiğim yattığım adamları bilirdi hep hornnetten biri yazdığından beraber yakışıklılığına karar vermeye basladık. Hatta yolda bak bu tam senin tipin filan diye gösterir . Söylediğim için çok rahatım aynı düşüncelerle MS nin kız kuzenine de açıldım. Aslıda söylemek zorunda kaldım o kadar samimiydik ki gizli bi şeylerim olduğunu anlıyordu. İlk şaşırdı tabi zamanla o da alıştı konusu gelince ki bayaa geliyor rahat rahat konuşabiliyoruz. 

Kısadan hisse demek istediğim özellikle arkadaslarınız için ve ailenize açılmayı düşündüğünüzde eğer ebnimle konuşmaazlar arakdaslığımız bozulur diye korkuyorsanız bence sırf bu sebepten bozulacaksa zaten güçlü bir arkadaslık değildir bozulacaksa bu yüzden bozulsun daha iyi kanımca. 

(yazıyı kontrol etmedim yazım hataları için üzgünüm)

11 Ekim 2014 Cumartesi

on iki

12 ye çeyrek kala 
Düştüm
Kendi içime düştüm
Sonra
Sana düştüm
Ah bir de kalbime takıldım
Düştüm
Kalktım yürüdüm
Koştum
Derken hüzünlere takıldım
Düştüm
Kalkmak istemedim
Daha çok düştüm gibi
Gibi gibi ama
Kaldırdılar
Gözlerim hüzne bulanmış
Gidenin arkasından
Bulanık bulanık
Takılıp takılıp
Sağa sola
Çarpa çarpa
Yana yana
Yara bere içinde
Kanaya kanaya
Yürüdüm
Düşmek istedim
İstenmeyenler bile gerçekleşmezken istenenlerin gerçekleşme ihtimalleri üzerine kafa yordum
Düşmedim yine yoksa yanıldım
Çok yanıldım belki
Yanıldık
Belki
Ama ayakta olmayı bağdıştıramadım düşmemiş olmakla
Şimdi
Düşmek ne demek ?
12 ye 5 var

Ait

Hemen hemen her gün düşündüğüm bir şey var, bazen uzun uzun bazen kısa bazense anlık düşünce ama her gün. Bazen yataktan kalkar kalkmaz aklıma gelir bazen yatmadan önce, çoğunlukla otobüste ve sınıfta pencereden dışarıya dalmışken. Sürekli aklımda "buraya ait değilim" , " bunu gerçekten istiyor muyum", "tün bu olanlardan ve herkesten nasıl kurtulabilirim" ... gibi şeyler var. Kimseyi dinlemeyip bir nevi inadına ama en çokta ben istediğim için şartlar ve koşulların el verdiği kadarıyla hayalim olan bir bölüm okuyoruma ama bu hayalimi daha yaşayamadan mahfetmeye başladılar ki işkenceye dönüşmeye başladı. Mezun olunca ne yapacaksın, matematik mi okuyorsun açıkta kalıyor hep onlar vs vs bilmiyor muyum ben farkında değil miyim o kadar mı cah,l görünüyorum uzaktan anlamıyorum bazen insanları. Seviyorum sayıları seviyorum, işlemleri, denklemleri seviyorum, soyut düşünmeyi seviyorum, kendimi mutlu hissediyorum, hocalardan matematik hakkında yeni bir şeyler öğrenince ufkumun genişlediğini hissediyorum, mutlu oluyorum hepsinden öte. Ama şimdi sınıfta oturmuş ders anlatılırken dışarıya bakıyorum gökyüzünü izliyorum, ağaçların rüzgarda sallanışını izliyorum, kuşların diğer binaların üstünde yürümelerini seyrediyorum ve kendimi dört duvar arasına sıkışmış, toplumun bir parçası olmak için bu bilgileri öğrenmeye çalışan köle gibi hissediyorum. Kafamın içinde buraya ait değilim diye bağırıyorum....Her zaman diğeri oldum. Grup çalışmalarında fikirlerim ya beğenilmezdi onların fikirleri de bana basit gelirdi böyle böyle gruplardan uzaklaştım. Diğeri olmak zorunda kaldım. Sürekli yeni bir şeyler ortaya katmak istedim, sıradajnlığın bir parçası olmak yerine farklılığı yönetmek istedim. Zamanla anladım ki çevrem gerek aile gerek okul gerek yaşadığım şehir bana küçüktü. İçimde biriktirdim zamanla ve şimdi sadece yaşayanlardan oldum. 
Gerçek özgürlük elindeki her şeyi kaybedince başlar. Bütün zincirlerin ve omuzunda ki yükleri bırakıp gidebilirsin yoksa geriye dönmek hep ihtimaller arasında olur. Aslında hiç bir şeyim yok gibi ama var. Senin gözünden bakınca var. Ben hissetmediğim içinb hiç birini yok diyebiliyorum. Dengesiz bir ruhum olduğunu anlamışsınızdır. İnsanlar bunu söylerler bana. Bir çok kişiden farklı kelimelerle duydum bunu.
Ahlaksızım kibirliyim çoğu zaman umursamaz ve sert bazen de tam tersi aşırı kırılganım.  Kişiliğimi sabitleyemediği gibi kimse bende sabitleyemedim. Sabitlemek istemedim. Tıpkı karanlığın peşine takılmanın kötü olduğunu bile bile ardından koştuğum gibi.  Kimseye ait olmak istemediğim ama herkese ait olduğum gibi. Hiç bir şeye sahip olmayıp her şeyi istemem gibi.

Kaçıp gitmek yolları arşınlama takıntım gökyüzünün altında uyuyup uyanmka ait olmamak bir eve sürekli gitmek istemek... mahfediyor beni. Bunun hakkında konuşmaya bile korkuyorum artık. Yaşıyor gibi hissettimiyorum bir sene önce yapmak istediğim şeylerden eser yok artık içimde, sadece kendim gibi birilerini bulmak için, kendi insanlarımı bulmak içindua ediyorum. Ucu görünmeyen açık yollarda bulacağımı da biliyorum. Orada bir yerlerde evsiz sarhoş herkesten kopmuş kahkahalarla beni bekliyorlar. Ne kazanacak bir şeyimiz olacak ne d ekazanacak bir şeylerimiz olacak. Arzularımızın rüzgarı keserek koşacağız ve süreceğimiz motorlarımızı arabalarımızı. Hayatlarımız sadece birbirimzi olacak. 

Hızlı yaşayıp genç öleceğiz vahşi olup eğleneceğiz.
Buna inancım var. Olmak istediğim kişiye inancım var.Açık yolun özgürlüğüne inancım var. Yabancıların kibarlığına inanıyorum . sloganım her zaman aynı. 

Hızlı yaşa genç öl çılgın ol eğlen.

28 Eylül 2014 Pazar

unutur gibi

şarkı ?

unutur gibi olmak...
nasıl saçma nasıl aptalca ve tatlı bi acı. arkadasınla akşam yürüyüşe çıkarsın ve akşamın serinliğinde elinde sigaranla yürürsünüz öyle. hani şu her şeyimizi anlattığımız dostlar. eşcinselliğimiz dahi her haltımızı bilen bir ya da daha çok kişiler. çok şanslıyım ki benim hayatımda otu boku anlatacağım bir kaç kişi var ama birinin yeri çok başka. işte dediğim gibi biz yürüyoruz konuşuyoruz sonra dedim ki "bak ben bugün U... yu hiç düşünmedim ha, aklıma gelmedi yani..." günlerce hiç aklınızdan çıkmayan o insanı demek ki gün gelip hiç adını anmaya biliyormuşuz. şaşırdım ilk önce, bi yandan da seviniyorum unutuyorum yavaş yavaş diye. halbu ki bunu düşünürken bile kendimle çelişiyorum çünkü unutmanın yalan olduğunu her fırsatta söyleyen bendim. kendimi kandırmaya çalıştım ve bir ay kadar gecti bunun üstünden...

yine rüyalarımda o, ben yine tuvalete kaçıyorum ağlamaklı halimi kimse görmesin diye. yine tüm gün aklımda adı geciyor hani şu led ışıklı tabelalar varya onlar gibi. bırak şunun peşini diyorum, elbet yenisi gelicektir, istemesemde olucaktır yeni birisi, daha yirmi yaşındasın be, çocuksun be daha diyorum kendime. kendimi kandırıyorum, kendimi kandırmaya çalışıyorum. sonra sigara sigara ve sigara. yarım kalıcam biliyorum, aşkın beden bulmuş haliydi o. vazgecmek kolay olmuyor ama vazgecmeliyim...

ertesi gün böyle pes edersen olmaz diyorum kendime belki de savaşman gereken kısım burasıdır diyorum, gerekirse o gelene kadar bu şehire yeniden beklemen gerekiyordur, gelemezse peşine düşmek gerekiyordur diye düşünüyorum. göze almak gerekiyordur her şeyi... bi arafa düşüyorum siyahla beyazın ortasında kalıyorum. ne vazgecmek mümkün oluyor  ne de vazgecmemek.

hani dese ki bana bekle. seve seve. ama onun bana söylediği son şey "benle ya da bensiz böyle devam etme çok yıpranırsın, yıprandın ama gec değil" oldu. ne demek benle ya da bensiz ben hep sana vurgunum bensiz ne demekti.

bütün yaz gecti yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı, sigara yakışını görmeyeli. sigara yakışına ayrı bi hayrandım nedense. parmaklarıyla masadan çakmağı alıp dudaklarına yaklaştırmasına, sonra tekrar masaya bırakırken  çakmağı parmak uçlarının masaya değmesini hayranlıkla izlerdim. çok fazla değil belki 4 belki 5 defa izledim böyle. çok görüşemezdik ki biz 4-5 hafta da bir. o da sevgili olduğumuz zamanlarda. ayrıldığımızda araya aylar girerdi. pek gezmedik bu şehrin sokaklarını ama ben hep geciyorum istesemde istemesemde ilk buluştuğumuz sokaktan, ilk sigara içtiğimiz yerden hatta oturup sigara içiyorum o bankta. ilk öpüştüğümüz yerden geciyorum. çok fazla yer yok birlikte dolaştığımız ama yolum sanki hep oralara çıkıyor. zaten gecirilen zamanların ya da sevişilen gecelerin bi önemi olmadığını anlayalı çok olmadı zira bir kere doya doya öpmüştüm onu bir kez gözlerinin içine bakmıştım, bir kez gülümsemesine dokunmuştum çoğu şey bir kezdi ve hepsinin tadı damağımda kaldı.

bugün onun kokusu geldi yine çok kısa bir süreliğineydi ama beni aptal etmeye yetmişti. yine aklıma düşmüş beni yine sarhoş etmeye yetmişti. az canımı yakmamıştı kendisi de itiraf etmişti bana benden soğuman için her şeyi yaptım ama sen hiç vazgecmedin demişti. çünkü ne yaparsa yapsın ne kadar canımı yakarsa yaksın tek bir sözü yetiyordu affetmeye, yine gectiğimiz aylarda kalbimi çok kırmıştı ve gözümden düşmüştü resmen, bir ay boyunca aklımdan çıkmadı dedikleri ama gel gör ki şimdi hiç umurumda bile değil. yine yanımda olması için gülümsemesini görmek için, beraber sigara yakmak için, adımı söylemesi için, kokusunu duymak için hayatımın geri kalanını düşünmeden yollarına sererim. sırf kokusu için...

kimse demesin bana değer mi diye, ya da abartmıyor musun diye, hatta bana nasıl davrandığını bilenler sıradan bir ilişki gibi yorum yapmasınlar. yok işte bende hiç bi sınırı yok artık. ne sevmenin ne de fedakarlığın tüm sınırlarım hatta benliğim yeniden şekilleniyor onunla. ben ben olmaktan çıkıyorum ve buna engel olamıyorum. gururdan eser kalmadı şimdi bende. yine de bir mesaj atmaktan çok korkuyorum ne der diye onu da üzmek istemiyorum bi yandan. bekliyorum ondan bi haber bekliyorum yapacak başka bir şey gelmiyor elimden. bu kadar uzaktayken en çokta ne yapıcam diye düşünmekten baska bir şey gelmiyor elimden. insan nereye kadar böyle devam eder, hem vazgecip hem de körü körüne bağlanır diye düşünmekten baska bir şey yapamıyorm. sonra herşeyin üzerine bunlar biniyor hayatımın tüm neşesi kara sulara gömlüyor bende yatağıma gömülüyorum mezar gibi olan yatağıma, onsuz uyumak hiç bir zaman huzurlu olmayacak heralde.

20 Eylül 2014 Cumartesi

Geçiyor (mu?)

Bu şarkıyı geçen sene kışın dinlemiştim bir blogta ilk defa. Playliste eklemiş adını da yazmamış. Soruyorum cevap vermiyor, shazam yok, sayfa kodlarına bakmayı da bilmiyorum o yüzden şarkıyı bulamadım. E ben bir şarkıya taktım mı takarım bütün gün o şarkıyı dinlemezsem olmaz, sürekli kafamın içinde dönüp durur deli olurum ben. Evde kaldım 2 gün çıkmadım bi yere, sonra sözlerini anlamaya çalıştım youtube a yazdım buldum bir şekilde. Bu cover hali orjinali Bob dylan a ait.

İlk dinlediğimde hava soğuktu ve ben aşk acısı çekiyordum, onun dışında kendi sorunlarım da vardı, derslerimde iyi değildi. Her yönden kapana kısılmış gibi hissediyordum, kaçmak istiyordum, sürekli yollarda olayım, hiç bir yere ait olmayayım istiyordum. Ve bu şarkı sanki gitmenin sürekli gitmenin şarkısıydı. Bana gidersem her şeyin daha güzel olucağını anlatıyordu. Sözleriyle pek alakası yok ama melodisi içime işliyordu. 

Evet sevdiğim şarkılarla aramda çok fazla bağ oluşuyor. O kadar çok benimsiyorum ki duymazsam huzursuz oluyorum, eksiliyor gibi hissediyorum. Dinledikçe duygularımı daha çok yaşıyorum.

Bir süredir dinlemiyordum şimdi karşıma çıktı, açtım, dinliyorum...
Şimdi bazı şeylerin eskide kaldığını hatırlatıyor. 
Öyle ya da böyle geçiyor işte geçmez dediklerimiz.
1 sene 2 sene ya da daha fazla acı hafifliyor, hüznü kalıyor, hani canımızı yakan o şey yoktur artık acı çekmeyiz ama aklımıza geldiğinde kalbimiz bir boşlukta atıyor gibi olur. Hissizlik kemiklere kadar işler ya. En azında bende öyle oluyor. 
Hatırladım yine o günleri, kanayan yaralarımın yerinde izi var. Ben karanlıkta gibiyim. Aklımda kendi sesim yankılanıyor.

"Geçer bir şekilde, öyle ya da böyle geçer."
...
Peki geriye kalan hüznü ne yapacağız ? 
Canım acımıyor evet ama bu hüzün...

14 Eylül 2014 Pazar

Az samimi arkadaşlar

22 eylül de 2014-2015 eğitim öğretim yılımız başlayacak bla bla bla okulun açılmasını gört gözle bekliyorum, yaz tatilleriden hep nefret etmişimdir. Her sene olduğ gibi bu sene de okulların açılmasına yakın bu zamanlarda tüm yaz boyunca aramayan sormayan az samimi arkadaşlardan mesajlar ve çağrılar gelir bana. Ders kaydı ne zaman, ders programı belli oldu mu, harç parasını ne zaman yatıracağız (ki 2. öğretimde okumuyorum ben), şu kadar dersten kaldım kredim yeter mi üstten ders almaya ... Daha neler neler var. 

Arkadaşım sen gerizekalı mısın, 2014 yılında 20 yaşında bir üniversiteli olarak interneti kullanmayı bilmiyor musun (bilmediğini varsaysak bile 1. sınıfta bilgisiyar dersleri vardı ), akılda mı edemiyorsun üniversitemizin sitesine bakmaya. Kalkmış bana soruyorsun 1. sınıf 1. öğretimin ders kredileri toplamını ve 2. sınıftan ders alabilecek miyim diye. Görünen o ki sen beni sadece işin düştüğünde aradığının farkında değilsin, facebookta bu konu hakkında iğneleyici bir çok şey yazdığım halde.

22 eylülde de yine bu az samimi arkadaşlar ile yaz tatilinin nasıl gectiği hakkında samimiyetsiz bir konuşmalar gececek. En nefret ettiğim kısım. Biz seninle gecen sene neredeyse konuşmadık bile sanane yani, selam ver gec git. Samimiyetsizlik konusunda sinir olduğum bir diğer şey de birbirinden ayrı, tamamen zıt karakterli, hiç beraber vakit gecirmeyen kızların sürekli birbirlerinin durumlarını ve fotoğraflarını beğenmeleri. Türbanlı ayşe mini şort giyen fatmanın arkasından konuşurken ertesi gün ayşe fatmanın ilişki durumunu beğeniyor. Vıcık vıcık samimiyetsizlik akıyor her yanınızdan.  Valla çoğu kişi sanane, madem hoşlanmıyorsun arkadaslarından çıkar diyebilirsiniz ama bu sadece bir kaç örnek. Aynı sınıftayım bütün bi eğitim yılında.

Ve ben bu samimiyetsizliği gördükçe midem bulanıyor. Bu insanlarla değil konuşmak aynı sınıfta hatta okulda olmaktan nefret ediyorum. Bunun yerine sağlam bir kaç arkadaslık çok daha iyiyken neden bu. Ya da sınıf arkadaslığı kurun sadece okulda dersler hakkında konusun ve yardımlaşın. Ki zaten sınıfta gruplaşmalar var, herkes kendi grubuyla geziyor.

Ayrıca şunu da eklemek istiyorum. Gecen sene okul açıldığında ben yine heyecanlı bir şekilde okula gittim, koridorda sevdiğim bir kaç kız arkadasım ve az samimi olduğum kızlar vardı. El sıkıştık ve sonra o az samimi kız arkadasa da elimi uzattım, elim havada kaldı ! 
Nasıl tuhaf hissettim anlatamam daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Ayıp olmasın diye sana elimi uzatıyorum kıçımın kenarı. Neyse ki hemen aklımı topladım ve gözlerimi devirip hıh bakışımı attım. 
Sonradan öğrendim ki bu elimi hava da bırakan kıçımın kenarı bazı dini şeylerden ötürü erkeklere ile bu tür fiziksel temaslara girmiyormuş. Türbanlı olduğunu anladığınızdan eminim. Türbanı yadırgamıyorum ama olayın ne yani senin ?


13 Eylül 2014 Cumartesi

Ben gene sana vurgunum

Şarkı ?

yazıp yazıp silmekten sıkıldım, sadece şarkıyı paylaşıyorum ...

5 Eylül 2014 Cuma

Geçmişimin sokakları

Herkeste vardır elbette geçmişteki güzel anılara özlem veya yaşadığı yerden başka bi yere taşındıktan sonra eski mahallesine gittiğinde ki hüzün. Bende de var elbet, dediğim gibi herkeste vardır geçmişin hüznü. Ama gel gör ki duygularımı abartıp değil ikiye üçe 10 katlayarak yaşadığım için ve geçmişin de yarası hala kanadığı için çok fazla etkiliyor doğup büyüdüğüm mahalleye gitmek.

Zorunda olmasam gitmem zaten, annemin iş yeri  x özel hastanesine yakın olduğu ve annemin yanında bulunmak mecburiyetinde olduğum için gittim doğup büyüdüğüm mahalleye. Kendimi savaş sonrasında, savaş alanında yürüyor gibi hissettim. Ekmek aldığım bakkalın önünde gördüm kendimi, park var kocaman ana cadde üzerinde, parkın yapımına yeni başlandığı zaman yüksek toprak tepeleri dökülmüştü okul dönüşünde komşumuzun can ciğer olduğum kızlarıyla eve dönüşte o toprak tepelerinde koşa koşa eve gelirdik. Mahalleden çıktıktan sonra okul yolu dümdüz gidiyor, bi kere  köpekler kovalamıştı bizi soğuk hava deposuna girmiştim bende herkes kaçarken. Ben o caddeden geçerken her yerde o çocuğu gördüm, toprak tepelerinden atlayan çocuğu, diğer tarafta soğuk hava deposna saklanan bi çocuk gördüm, mavi önlüklü bi çocuk gördüm okul yolunda. Sağda, solda, her binanın önünde. Hepsi tek tek battı içime gözlüğüm vardı neyse ki ağladığımı az çok gizleyebildim. Kendimi tutmaya çalıştım ama olmadı o çocukların yaşadıklarınının hepsini bir anda yaşadım. Hastaneye varınca sakinleştim annem geldi sonra kafam dağıldı tamamen.

Ben oradan taşınmak istemezdim hiç ama gel gör ki bir babanın pervasızlığı altında ezildi çocukluğum. Sadece benim çocukluğum değil iki kardeşimin tüm hayatı, bir kadının gençliği paramparça oldu o adamın hataları altında. Belki hüzünlü mutluluklar yaşayabilirdim o çocukları, çocukluğumu görünce sokaklarda ama gördüğüm bi çocuktan çok daha fazlasıydı. Kaldıramadım.

Şimdi o adam oğlunu görmek istiyormuş. Özlemiş. Pişmanmış. Öyle diyorlar bana. Benim sesini duymaya dahi tahammülüm yok. Her ne kadar geçmişte kalsa da o çocuğa ihanet edip affedemem pervasızlıklarını. Hani babadır diyorlar tamamen tarafsız bi bakış açısından bakınca hak veriyorum tabi ki de. Ve ben yalnız değilim bu konuda ama onca yaraya rağmen bir de bu kanayınca sınırıma dayandığımı hissediyorum. Hani kızlar babaları gibi adamlara aşık olurmuş ya, öyle okumuştum, duymuştum bende  onca şeye rağmen bazen aynı şeyin bende de olduğunun farkına varıyorum.Aynı duyguları fotoğraflara bakınca da yaşıyorum o yüzden dolabın en üstünde en arkada saklanıyor albümler hep.  Böyle böyle zaman geçiyor işte. 


2 Eylül 2014 Salı

Metropol mü kasaba mı

Şarkı olmadan olmaz.
Metropol mü kasabamı ikilemi sürekli aklıma takılan bir şey. Her konuda olduğu gibi tabii ki de ikisinin ortasını kabul edemicem, bana göre değil. Ya metropol insanı olmalıyım ya da kasaba.

Kendimi çoğu zaman metropol insanı olarak görüyorum. Yüksek binalar, geniş caddeler, dünyanın merkezi new york gibi. Uyumayan bi şehir. Yani benim gibi. Gece hayatına düşkünlüğüm göz ardı edilemeyecek durumda. Her gece al beni disko bara götür sesim çıkmaz. Her ne kadar şu sıralar sadcore takılsam da elektronic, metal, rock müzik müziğin kralıdır benim için. Işıklar, alkol, müzik, kızlar (kızlar olmadan olmaz eksik kalır)...

Ayrıca moda, sanat, kültür her haltın merkezi metropoller özellikle NYC, LA. New York ta güneş batarken yüksek bir binanın tepesinden sigara içmek oldukça uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim bi hayalim. M&M den kankamla çikolata alıp Central Parkta yemek, Times meydanında ki tüm mağazaları dolaşıp , her karışını gezmek istiyorum. Artık filmlerden dolayı mı bilmiyorum ama gerçekten de bu kocaman şehirde hayallerimin peşinden özgürce koşabilirmişim gibi, her şey mümkünmüş gibi hissediyorum. Kendimi şu anda yaşadığım yere ait hissetmediğim kesin zaten. Belki de kapıtalizm beni de ele geçirdi.








Ama bir de şöyle bir durum var ki toz pembe hayaller kurduğum zaman NYC daha geri planda kalıyor. Daha çok ufak bi şehir de ya da kasabada küçük mütevazı bi ev hayal ediyorum. Dar sokağa bakan küçük balkonu çok az eşyası olan kocaman pencereli bir ev. İstenilen her yere bisikletle gidilebileceğim kadar da büyümemiş bi yerde. Geçinebileceğim kadar iş yapan cupcake dükkanım olsun yeter bana (daha sonra cupcake dükkanı hayalimi uzun uzun anlatıcam). Para da gözüm yok zaten. Evler de bir iki katlı olur çok yüksek binalar olmaz zaten, uzun bahçeler, gökyüzü kaplasın her yeri.

 Dar sokaklara olan düşkünlüğüm en çokta beni bu tarz yerlere çekiyor. Gökyüzü incecik araya sıkışmış gibi. Az ve öz her şey. Başa çıkabilecek şeyler büyük değil, sorunlar bu sokaklar kadar küçük, her yer evin bir parçası gibi, kontrol hep bende gibi, yaşamak için doğayı katletmemişim gibi, gibi gibi. Sadece fotoğrafları bile bunları hissettiriyorsa oraya ait olma orada yaşamak ne kadar da güzel olurdu.



Aslında yılın bir kısmını taşrada bi kısmını da metropolde geçirmek en uygun çözüm ama bunu gerçekleştirmek şu an için her yönden güç görünüyor. Şu anda yaşadığım yerde kasaba tarzı bi yer. Tarlalar bahçeler çiftlikler vs. fotoğraflarda ki değil elbette. Buradan kurtulmak istediğimden sevemiyorum burayı. Yeni bi hayata aynı yerde başlayabileceğimi düşünmüyorum. Hayatın hetirdikleri beni ya metropole ya da bi kasabaya sürükleyecek yoksa ben karar veremicem :)

1 Eylül 2014 Pazartesi

Kahveyi soğuk severim

Yine gece çökmüş yine herkes yatmış ben yine uyanık. Ben yine seni düşünüyorum, ben yine karanlıkta tek başımayım. Yine akşamdan kalma yemek kokusu evin içine sinmiş, yine sigaramdan 4 tane kalmış, ben yine sövüyorum, ben yine biraz yorgnum, halsizim ve bitik. Başka başka yollarda aklım, çıkmaz sokaklarda, geniş caddelerde, dar mahallelerde başka başka yerlerde, olması gerektiği yerde olmadığından eminim sadece ya da değilim. Kimselerin olmadığı sonu görünmeyen bahçenin birinde kendime rastlasam ama kendim olmadığımı bilmesem bi yararı dokunur bu yabancının diye düşünürüm ama kendim olduğumu bilsem hiç yaklaşmazdım bile kendime. Kaçabilsem kaçardım kendimden. Ama gel gör ki mümkün olmayan şeyler düşünüyorum. Biliyorum ki ben nereye gidersem gideyim kiminle olursam olayım kendimi tekrar edicem işleri batıracam, bıkacam, bulduğum yere terkedicem her şeyi.

Düşünmenin iyi olmadığı saatlerdeyiz bayım. Kendimizi şarkıya bırakalım. Sigaram ve soğuk kahvem var. Ben kahveyi soğuk severim.

31 Ağustos 2014 Pazar

Sigara hakkında

Mesela paketten sigara alacağım zaman 4-5 tane kaldığını görüyorum ya nasıl içime bi öküz oturuyor anlatamam. Ne çabuk bitiyor, o kadar mı çok içiyorum ki diye düşünüyorum. Çoğu sefer de 20 tane var hepi topu biter tabi diye düşünüyorum. Sigarayı sırf sigara içmek için içmiyorum ya da bağımlısı olduğum nikotin için içmiyorum. Sigara benim en mutsuz, hüzünlü, kederli günlerde elimdeydi. İçim her acıdığında, gözlerim her dolduğunda beni sakinleştiren sigara oldu. Kendimi yalnız hissettiğimde hatta yapayalnız öleceğimi düşündüğümde yine beni bu düşüncelerden kurtaran sigara oluyor. Dumanını izlemek bile başlı başına yetiyor aklımın dağılmasına. Bazen dumanla konuşurum derdimi anlatırım dumanın derdimi içimden söküp berbaer uçtuğunu düşünürüm.

Kimi zaman sadece tutmasını bile seviyorum. Parmaklarımın arasında olduğunu bilmek dahi hoşuma gidiyor. Kötü, karanlık yanlarımı tatmin ediyor gibi. Dudaklarımdayken kendimi daha tutkulu hissediyorum. Nedendir bilmem ama sigaranın ayrı bi çekiciliği vardır benim için.

Sonra dostlarla içilen sigaralar vardır. Biralarımızı alırız ya da sevdiğimiz bi yere gideriz biralarımızı sipariş ederiz iki sigara yakarız ve geride kalır her şey. Sınavlardan önce üzerimizde ki stresi böyle atıyoruz biz. Kendimize sınavın her şeyin üstünde olmadığını çok daha önemli şeyler olduğunu hatırlarız. Ayrıca karşılıklı türk kahvesi içerken dedikoduya karışan sigaralarda dumanıyla mutluluğumu paylaşmayı da seviyorum. Zor zamanlarımda yanımda olan sigara elbette ki mutluluğuma ortak olmalı. 

En çokta sigara içişine aşık olduğum adamdan seviyorum belki de. Her ne kadar öyle olmadığını söylesemde, kendimi bu konuyu düşünmekten alıkoyamıyorum. Paketten aldığı sigarayı parmaklarının arasına sıkıştırıp dudaklarına götürmesini unutamadığımdandır belki de. Çakmağını masaya bırakırken parmaklarını izlerdim, dokunamamanın acısını hatırlıyorum belki de içten içe. Ondan en çok hüzünlü gelir bana sigara.


Ahmet Ümit der ki:

Evet ruhun yarası hiçbir zaman tam olarak 

kapanmıyor. Beden daha çabuk onarıyor kendini. 

Kalbin attığı sürece vücut iyileşebilir. Oysa ruhun bir 

kez darbe aldı mı, o yara dikiş tutmuyor. Sonuna 

kadar kendi kendine kanamayı sürdürüyor.

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Bi film

Le prénom



Filmler hakkında konuşmayı her zaman sevmişimdir artık bi blogum olduğuna göre burada da paylaşabilirim.

Imdb puanı 7.3 benim içi+7 olması önemlidir zaten.2012 yapımı 109 dk lık bi fransız filmi. Yönetmeni Alexandre de La Patellière, Ma kendilerini bilmiyorumda diğer filmlerine de bakıcam beğenirsem izlerim yazarım zati. Fransız sinemasını ayrı sevdiğimden imdb puanı da yeterli olduğundan indirdim izledim yazıyorum.

Fransız sineması bu sanki hep düşük bütçeli filmler gibi mekan kişi zaman hep kısıtlı gibi. Bu filmde de öyle.

Bütün olay bi evin oturma odasında geçiyor, iki ya da 3 kere mutfağa gitmişlikleri vardır ancak.

Bir çift, kadının yakın arkadası ve kardeşi artı kardeşinin kocası var sadece.Vincent adlı arkadaşın çocuğu olacaktır o gün buluşulmuştur ve çocuğn ismini Adolf koyacağını ilan eder. Aslında Adolf değil Adolph ama aynı okunuyor ki akla hemen hitler geliyor. E tabi doğal olarak ailemiz biraz köpürüyor ama gel gör ki Vincent bey nuh diyo peygamber demiyor.


Aslında bu bir şaka, ailemiz sürekli birbirine şaka yapmayı seviyor Vincent arkadasımız olayı abartıyor. Abartmasaydı iyiydi şaka olduğunu söyleyene kadar yanlış anlaşılmalar sinirlenmeler derken herkes ağzında bi şey kaçırıyor. Demek ki o kadar yakın değillermiş efenim. Ara sıra yapılan espiriler filme tadında komedi havası vermiş. Hani yaparız yakın dostlar içinde kelime oyunlarıyla filan o tatta. E filmde baştan sona evde geçiyor. Topla arkadaşları al biranı otur izle kıvamında. Fotoğrafta en baştaki beyefendi Charles Berling. şimdilerde 56 yaşında kendileri filmde 52 yani çokta bi fark yok. Filmde ki favorim olurlar çok tatlı bi şi.



Çok ayrıntıya girmek istemedim spoiler vermek istemem. Tam bi fransız tadında bi komedi olan bu filmi buyurun buradan izleyebilirsiniz. İyi seyirler.


Sadece yazmak yetiyor bazen

Bu şarkıyı ilk dinlediğimde kıştı ve ne dersleri ne ailemi ne de canımı yakan şeyleri umursamadığım bi zamana denk gelmişti. Sanki tüm olumsuzlukları içime gömmüştüm ama bu şarkı içimi deşip yavaş yavaş her şeyin filizlenmesine neden olmuştu. Şimdiler o etkiyi yapmıyor sadece o zaman yaşadığım o duyguyu hatırlatıyor. Moralim bozulduğunda açıyorum ve bu da geçer diyorum. 

Başkalarının acısına acımak hiç bana göre değil. Fakat dünyada, ülkemizde bunca şey yaşanırken kendi sorunlarımı çok fazla abarttığımı düşünüyorum. Yine de engel olamıyorum tabi depresif hallerime. Okul açılacak ve ben biriken bi ton dersimi bi şekilde vericem diyorum ki kararlıyım bu konuda. Sonuçta aşık olduğum bi bölümü okuyorum. Gay olmanın getirdiği yükler eskisi kadar da ağır değil. Aşık olmasam da bana değer veren biri var hayatımda bi şekilde boşluğu dolduruyor. 

Gel gör ki her insanın bi sınırı olduğuna inanıyorum ve yaşadıklarım beni sınıra çok yaklaştırdığını düşünüyorum. Belki de benim snırım gerçektende çok düşüktür. Gay olduğumu ilk söylediğim arkadaşımla bunu konuşurken daha etraflıca aslında iyi dayandığımı ve çoğu kişiden daha yüksek olduğunu söylüyor. Bana göre sınırı bi sayıyla ifade edersem 50 diyebilirim o 1000 der.

Günlük tutuyordum bayaa rahatlatıryordu beni. Uzunca bi süre ara verdikten sonra tekrar yazmak istedim ama pek yazamadım. Bilgisayarda not tutmak istedim ama internet daha güzel bi fikir olarak geldi. Dayanma sınırımı biraz daha genişletmek için kendimi biraz daha rahatlatmak için artık bloga yazarım. Sadece bu konuşarda da değil her konuda artık twitter da kullanmadığım için başka bi sosyal ağ kalmıyor. Facebook u artık saymıyorum geç onu.

Yazımı bu şarkı ile de bitiriyorum.

Sonunda blogger

Bütün gece isim, url, hakkında vs. kısımlarına ne yazacağımı planlayıp hepsini unuttuktan sonra aklıma ilk gelen isimleri kullanıp açtıktan sonra ilk yazımı yazayım dedim. Demesine de ne kadar ayrıntı varmış arkadaşım burada fontlar, yazı tipleri, fotoğraf, gif vs. artık tumblrdan gif toplamaya başlasam iyi olucak.

Ne zamandır blogger açmak istiyorumda ya üşendiğimden ya da başka zamana attığımdan bugüne kadar kaldı. Gece Kaan Arer in bloğunu buldum gazetede yazısını okuduktan araştırıp bulucam demiştim kendime de sonra unuttum. Tesadüfen gece gördüm ve bir kaç blog daha buldum çok sevdim onlarıda artık düzenli olarak takip etmek için bi bloga ihtiyacım olduğuna karar verdim.

Ve işte yazım. Artık burayı nasıl kullanırım bilmiyorum twitter da kullanmadığım için bi süredir hiç bi yere bi şey yazmıyorum. Buraya yazar dururum. Günlük yazmakta eskisi kadar tatmin etmiyor uzun zamandır defteri açmıyorumda blogu her şey kullanıcam sanırım.

Merhaba blogger merhaba.